AYNA

Büyük odanın üst kısmında mutena bir misafir gibiydi annemin çeyiz sandığı. Beyaz dantel işlemeli örtüsüyle henüz gelmiş bir gelini hatırlatıyordu. Üzerindeki bir demet yapma çiçek dikkatleri üzerine toplamak için konulmuştu sanki. Kilitliydi, gizemliydi ve mahremdi. Kıymetli olduğunun farkındaydı elbette.

 

Annemin çeyiz sandığı ceviz ağacından el işçiliği ile imal edilmişti. Çok sadeydi, ahşap işlemeleri yoktu. Dörtkenarında yere sağlam basan ayakları vardı. Düşman ayağa bakar misali ayaklar işlemeliydi. Ahşap üzerine atılan vernik sandığa daha koyu bir renk ve zengin bir görünüm kazandırmıştı. Dikkatlice bakıldığında verniğin altında ağacın kendine has doğal çizgileri göze çarpıyordu. Kapağın altında biraz büyükçe bir kilit yuvası vardı.

 

Sebebini tam olarak bilemiyorum. Her nedense sandığın içinde ne olduğunu çok merak ederdik. Annem sandığı açtığı zaman kardeşlerimle birlikte sandığın başına üşüşür ve sessizce seyrederdik. Geçmişe ve geleceğe bir yolculuk başlardı. Annem bohçalarını tek tek çıkarır, özenle açar, içlerinde bulunanlara bakar, sonra tekrar katlar bohça haline getirir bir kenara yığardı.

 

Sandığın başında bulunan o kadar kalabalıktan, nefes alış verişleri dışında tek ses çıkmazdı. Ses çıkarırsak tılsım bozulacak zannederdik sanki. Bazı bohçaları annem hiç açmazdı, kaldırıp bir kenara bırakır sonunda yine açmadan sandıktaki yerine koyardı. Sandığın içinde tam olarak ne olduğunu anlayamazdık bu yüzden. Bir sonraki sefere daha bir dikkat kesilirdik.

 

Sandıktaki bohçalar dışarı çıkarıldıkça ağır bir naftalin kokusu yayılırdı. Genizlerimizde biriktiğini hissettiğimiz bu kokuyu haz etmezdik, yine de şikâyetçi olmazdık, biletimiz kesilir bir daha seyrimize izin verilmez diye korkardık.

 

Annem her seferinde mor renkli bir bohçayı dikkatlice açar, içerisinden özenle ve sıkı bir şekilde örüldüğü gözden kaçmayan iki adet örgülü  saç çıkarırdı. Boyları bir metreye yakın olan saçlar kestane ile siyah arasında bir renge sahipti. Annem bu örgülü saçlara uzun uzun bakar, onları okşar, tekrar katlayıp bohçaya yerleştirirdi.

 

Bunlar benim saçlarım derdi kısık bir sesle. Ben köyden şehre gelin geldim. O zamanlar köylerde kızların saçlarının uzun olması makbuldü. Benim saçlarım çok uzundu. Saçlarım belime kadar inerdi. Saçlarımı ben yıkardım, annem örerdi. Çok severdim saçlarımı…  Annemin gözleri nemlenirdi. Gerisini anlatmazdı. 

 

Annemin saçlarını düğün olacağı gün şehirli kız ve kadınlar şehrin havasını bozmasın! diye boynunun alt hizası kısmından kesmişler. Gözlerine kalem çekmiş süslemişler. Uzun seneler boyunca çok sevdiği saçları ile gelin olmak hayali kurarken saçlarının kesilmesine içerlemiş. Derin bir ah... çeker sağlık olsun derdi. Kendisini süsleyen komşuların iyi niyetli olduğunu bildiğinden onları her zaman hayırla yâd ederdi. Saçları halen duruyor mu bilmiyorum, vefat ettiğimde kefenimin arasına bırakırsınız derdi.

  

Annemin sandığında gelinliği yoktu. Olmadığını bilir yine de sorardık. Yok derdi gelinlik giyinmeden gelin oldum ben derdi. Benim babamda, sizin babanız da bir gelinlik alabilecek kadar variyetliydi. Niye bir gelinlik almamışlar, ben mi istememişim bilmiyorum, ölmeden önce bir seferliğine de olsa gelinlik giyeceğim derdi ya... Yıllar geçti. Evimize gelinler geldi, gelinlikler alındı fakat biz annemi gelinlik giymiş olarak hiç göremedik. Kim bilir belki kimselerden habersiz giyinmiştir. 

 

Annem sandığı açınca ilk önce işlemeli gümüş kulpu olan ikiyüzlü bir ayna ilişirdi gözümüze. Sandık her açıldığında, bütün kardeşler bu aynanın her iki yüzüne sırayla bakardık. Aynanın ismini Dev/Cüce aynası koymuştuk. Aynanın bir yüzü bizi olduğumuzdan büyük, diğer yüzü ise oldukça küçük gösteriyordu. Bu aynaya bakar, yüzümüze değişik şekiller verir, güler eğlenirdik.

 

Annem  "Ömrünüzün her deminde, yaşadığınız her yerde, bulunduğunuz her ortamda bu ayna aklınıza gelsin. Kendinizi ne olduğunuzdan büyük görün ve büyük gösterin, ne de kendinizi olduğunuzdan küçük ve hakir görüp diğer insanlardan çekinmeyin ve utanmayın" derdi.

 

Çekindiğimiz, utandığımız, hatta saklandığımız günlerimizde oldu, ‘ben neyimişim be abi’ diyerek kendimizi olduğumuzdan  büyük gördüğümüzde… Bizi affet Annem. Biz okullar okuduk, diplomalar sahibi olduk, işimiz, ofisimiz, mevkiimiz ve makamımız oldu. Çok şey sahibi olduk. Senin kadar gönül ve feraset sahibi olmadık.

 

Mesut Ünal

16 Şubat 2012